Olympos Tanrısı Dionysos

OLYMPOS TANRISI DIONYSOS’UN (BACCHUS) HİKÂYESİ

Ünlü Tarihçi Homeros Dionysos’u Tanrı olarak kabul etmedi…

Ancak Mitolojik hikayelerde Dionysos Olympos’a giren son Tanrı olarak anılır. Aşağıdaki öykü Heseidos’tan (8. Yüzyılın başlarında) günümüze ulaşan kaynaklardan elde edilmiştir. Hadi birlikte bu Tanrının ilginç hikâyesini okuyalım…

Dionysos; Yüceler Yücesi, Göklerin ve Şimşeğin Tanrısı, tüm Tanrılar içinde en yüceltileni Zeus’un, bir ölümlü olan Semele ile birlikteliğinden doğmuştu. Evet Semele Thebai presesiydi ve Zeus’a aşık olarak kendi kaderini çizmişti. Bir Tanrıya aşık olmak onun sonunu hazırlayacaktı.

Öncelikle Semele Zeus’un kıskanç karısı Hera’nın şiddetli gazabını üstüne çekme tehlikesi altındaydı. Fakat Zeus Semele’yi o kadar sevdi o kadar sevdi ki, onun bütün isteklerini yerine getireceğine dair yemin etti. Elbette bir Tanrının yemininden dönmesi de beklenemezdi.

Semele kendisine gerçek yüzünü göstermeyen Zeus’u görmek istedi. Dileği buydu! Aynı Hera gibi.. Zeus sonunda Semeleye büyük bir ışık huzmesi olarak göründü. Ancak Semele bu ışığın yakıcılığı karşısında son nefesini verdi. Ancak ölmeden olağanüstü bir olay oldu. Zeus Semele’nin karnından kendi çocuğunu çekip aldı. Ve yeryüzüne yeni bir Tanrı geldi, Dionysos.. Bir ölümlü ve bir Tanrının birleşmesinden meydana gelen bir oğlan!

Zeus’un çocuklarından biri olan Hermes sahiplendi Dionysos’u ve onu ihtişamlı güzellikleri ile anılan Nysa vadisine götürerek Nymhelere emanet etti. Dionysos’un onlara verilmesinin çok ama çok önemli bir nedeni vardı. Onlar yeryüzüne yağmur getirmekle görevliydiler.

Asma Tanrısıydı Dionysos. Tüm halka Demeter’in verdiği ekinlerin yanında içilecek olan şarab onun vasıtasıyla geliyordu. Üzüm bağlarının olgunlaşması  ve ürün vermesi güneşe ve suya bağlıydı..

Büyüdü Dionysos ve gönlünce o ülkeden o ülkeye dolaştı. Her gittiği yerde halkın kalbinde yer etti. Şarabın nasıl yapılacağını bu Tanrıdan öğrendiler. Onun tadına baktıklarında, zevkini aldıklarında Dionysos yüceldi, yüceldi.  Artık gezdiği her yerde bir Tanrıydı o…

Günlerden bir gün Şarap Tanrısı bir kıyıda beklerken onu bir korsan gemisi fark etti. Öylesine yakışıklı, o kadar göze çarpan bir güzellikteydi ki Dionysos, onu kaçırmak ve fidye almak istediler. Ne yazık onlara ki bir Tanrıyı alıkoyduklarından haberleri yoktu. Ellerini bağlamak istediler, ancak bir Tanrı’nın ellerini bağlayabilecek bir halat yoktu. İpler onun ellerine değdiği zaman kopuyorlardı..

Bir tek geminin dümencisi bunun olağanüstü bir olay olduğunu anladı ve bu yakışıklı delikanlıyı hemen bırakmaları gerektiğini söyledi. Kimse inanmadı dümenciye. Alay konusu oldu dümenci. Ve gemi yelken açtı engin denizlere…

Birdenbire çok korkunç olaylar meydana gelmeye başladı!  Güvertenin ortasında büyük bir asma ağacı belirdi, çiçekli bir sarmaşık direği sarmaya başladı. Ayaklarını bastıkları her yer şaraplarla yıkanıyordu. Korsanlar dümenciye kızdılar ve onu kıyaya terk etmek istediler. İşte bu sırada alıkoydukları delikanlıda bir değişiklikler olmaya başladı. Artık karşılarında gözlerini yuvalarından çıkartacak, çok korkutucu bir aslan duruyor, onlara kükrüyor, kalplerini yerinden çıkarıyordu.

Bunu gören korsanlar birer birer denize atladılar ve bir yunus olarak gözden kayboldular. Bir tek delikanlıyı bırakmak isteyen dümenciye acıdı Dionysos, kıyamadı ona…

Bir dönem Thrakia’nın kralı Lykurgos da karşı durdu Şarap Tanrısı’na. O da kimle mücadele ettiğinin farkında değildi. Denizlerin dibine indi Dionysos, buralarda saklandı taa ki çıkıp bu kralı cezalandırıncaya kadar..

Onu karanlık bir mağaraya kapadı,

İlk çılgınca öfkesi ağır ağır,

Geçip de tanıyıncaya kadar,

Alay ettiği Tanrıyı.

Babası Yüceler Yücesi Zeus Dionysos’tan daha çok kinlendi Krala.. Onu yerin dibine geçirecekti. Önce gözlerini aldı, sonra da canını.. Tanrılara karşı gelenlerin cezası çok ağırdı Olymposta…

Dionysos ne de olsa ölümlü bir annenin oğluydu. Ve onu hiç görememişti. İçin için annesini özlüyordu, bir yolunu bulmalı ve onu görmeliydi. Evet bir seçenek vardı, ölümlüler ülkesine gitmeliydi Şarap Tanrısı, gitti de.. Annesini yerin karanlıkları arasından buldu, ölümle ccansiparane savaştı ve onu yenerek annesini oradan aldı. Ve Tanrılar Ülkesi Olympos’a götürdü. Fakat Bir Tanrı değildi Semele, bu nedenle onun yaşadığı yer olamazdı Olympos. Ama bir Tanrının annesi olması sıfatıyda kabul edildi bu kutsal diyara..

Evet, halk arasında çok sevilen bir Tanrıydı Dionysos. Ancak ondan hem iyilik hem kötülük gelebilirdi. İnsanları kendilerinden geçirmek, çığırından çıkarmak, delirtmek onun işiydi. Kimi zaman Dionysos, Mainadlar adı verilen kadınları halkın başına bela ederlerdi. Gizli ormanlarda, vahşi dağların eteklerinde, en bilinmeyen yerlerde yaşarlardı onlar. Yabani hayvanların kanını içecek kadar ürkütücü varlıklardı. Dionysos onları yabani böğürtlenlerle, yaban keçisinin sütüyle beslerdi.

Dionysos ne iyi ne kötüydü aslında. Ortalarda bir yerlerdi. Aynı şarap gibi… Şarap insana iyi de gelebilirdi, büyük bir zarar da verebilirdi.

Mitolojik hikayeye göre; Dionysos kendi hükümranlığını kurmak, halkın kendisine tapınmasını sağlamak için ülkesine Thebai’ye gitti. Yanında mutluluktan çıldırmış gibi sarmaşıkları vücuduna dolamış kadınlar danslar ediyordu. Bu ülkenin Kralı ise annesi Semele’nin kardeşinin oğlu Pentheus’du. Kral ülkesine gelen bozgun çıkarmalarından çok öfkelendi. Bir Tanrının kendi topraklarına girdiğinden hiç haberi yoktu. Onu Lidyalı bir büyücü sandı.  İşte tam bu sırada yaşlı bilge Teiresias “Karşı koyduğun adam yeni bir Tanrıdır. Semele’nin oğludur. Ölümsüz Demeter ile birlikte, yeryüzünde insanların en büyük koruyucusudur” diye kralı uyardı. Ancak onunla alay etti Pentheus! Başına gelecekleri göremeyerek. Şarap Tanrısının yanındaki kızlar dağlara kaçmışlardı..

Kralın buyruğu ile tutuklandı Dynosis. Onlara direnmedi, buna gerek de yoktu. Zira bir Tanrı asla yakalanamaz, boyunduruk altına alınamazdı. Krala şunu söyledi: “asla beni zindana atamazsın, çünkü Tanrılar beni özgür bırakır”. Pentheus se alaycı bir şekilde ortada bir Tanrı göremediğini söyledi. Bunun üzerine Dynosis “Sen, onu göremezsin; çünkü temiz, arınmış biri değilsin.”

Yine kendi sonunu hazırladığını bilmeden zindana attı onu Kral. Fakat zindanın duvarları bir Tanrıyı hapsedemedi. Pentheus öfkesine hakim olamayarak ormanların derinliklerine kaçan kadınların peşine düştü, onları bulduğu zaman şaşkınlıklar içindeydi. Çünkü kendi annesi ve kızkardeşleri de dahil halkının kadınları da oradaydı. Bir anda gücünü gösterdi Dynosis; tüm kadınlar adeta akıllarını yitirmiş gibiydi ve krala saldırmaya başladılar. Onu vahşi bir aslan görüntüsünde görüyorlardı. Onu paramparça edene kadar öfkeleri dinmedi, kendi annesi dahil ona acımadı…

Bir zaman sonra Dionysos elini çekti kadınlardan, yavaş yavaş akıllarını geri verdi.

Ölüm gibi insanların üstüne çeken hüzün, kalplerden mutluluk taşıran neşeler…Hangisiydi Dionysos… İkisi de!

Saçları altınla örülen,

Al yanaklı Bakkhos,

Mutlu alevleri parıldayan,

Mainadların yoldaşı.

Can yakan yüreksiz Tanrı da..

Alaycı bir gülüşle,

Avını avlar,

Sonra sürükler ölüme onu,

Bakkhalarıyla.

Yunanlılar şaraptan hiç vazgeçemediler, onlara mutluluk da veriyordu şarap üzüntü de…

Dionysos’un şarabı,

Üzüntüler, kaygılar bırakınca,

Yüreklerine insanların.

Hiç görmediğimiz bir ülkeye gideriz.

Yoksullar zengin olur, zenginler duygulanır.

Her şeyi serer asmadan yapılmış oklar.

Dionysos’un kadehi ile içenler kendilerinden geçerlerdi, ruhlarını cesaret kaplardı. Bu nedenle Şarap Tanrısı her zaman çok özeldi. Diğer Tanrılardan ayrı bir sevgi vardı ona. En güzel şölenler, kutlamalar Dionysos içindi, şiirler onun için yazılırdı.

Tragedyalara ve Komedyalara konu oldu Dionysos…

Bir Tanrıydı Dionysos ama acı çeken bir Tanrı, bir ölümlü gibiydi Tanrılar arasında. Bazılarına göre Titanların bazılarına göre Hera’nın emriyle ölümlerden ölüm beğenirdi. Kışın asmaların dalları budandığında, hiçbir ürün vermediğinde, cansız bitikti Dionysos.. Aylar sürerdi bu ölüm. Acı, hüzün onun kanında vardı, içinde, ruhunda vardı. Ölüm ve canlanma peşi sıra gelirdi hep. Bir ölür bir dirilirdi mevsimler boyu.. Halk ona bakarak öldükten sonra dirilişin varlığını hatırlıyordu…

Şarap Tanrısı aynı zamanda esin veriyordu halka.. Bu esinlenmeler vasıtasıyla yapılıyordu kutsal şölenler, tapınma merasimleri.. Ruhların özgürlüğü tatmasına vesile oluyordu Dionysos.

Bu nedenle halk için en önemli Tanrılardan biriydi Dionysos..

Web sitesindeki tüm bilgi ve resimlerin her hakkı saklıdır, kopyalanamaz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.